11 Ekim 2010 Pazartesi

ayaklar ve spontane programlar...

Geçen haftayı yoğun ama kızlar gecesinin düzenlenmiş olması ile bir o kadar güzel geçirmiştik. Ohh koca hafta bitti önümüzdeki haftasonu sakince evde dinlencem derken çalan telefonda Aslının sesi;
 "Şeboooo haftasonu Antalya'ya gitmeye ne dersin"
"Delirdin mi,  nerden çıktı Antalya"
 "Ya değişiklik olur hadi al bileti gidiyoruz"
"Sen manyaksın beni de manyak ettin" ile devam eden cümleler ve salı günü alınan Antalya bileti :))) Facebooktan sesimizi duyan Duygu'nun katılımı ile renklenen ama muhteşem beşlinin ikisinin katılamaması ile biraz hüzünlenen haftasonu kaçamağı...

Cuma günü işten 3te paydos edip 2 haftadır ayrı kaldığım arabama sonunda kavuşmuş vaziyette İstanbul'daki tüm Jeeplere inat çıktım trafiğe:) Muhteşem yağmur ve cuma trafiğine rağmen uçağa yarım saat kala yetiştim hava alanına. Üstelik taksici amcanın sol şeritte 30km hızla gittiğini de düşünürsek :)

Veeee 35 dk rötar sonrası yağmurlu bir İstanbul'dan güneşin henüz battığı Antalya'ya varış. Havaalanında Aslı gibi karşılanmamış olsam da (buradaki taşım sana Aslı!!!) saolsun Volkan aldı eşyalarımızı ve evine yerleştik:) Buradaki yerleştik kelimesi mecazi bir anlamda değil, gerçekten Volkanın evine 3 günlüğüne de olsa yerleştik:)
Saat 9 gibi Duygu'yu da aldıktan sonra bu gerçekten son Aslı diyip tabi kii BurgerKing'e uğradık. Eve dönüp maçı izledikten sonra attık kendimizi dışarı ve Jolly joker'in ardından bizi bekleyen gecenin eğlencesi... Boleyn'de Alex:)) Detaylara girmek istemesem de sigara dumanı rahatsız ediyorsa ki sonraki 3 gün boyunca kıyafetlerimizin valizimizdeki herşeyi sigara dumanına boğmuş olduğunu söylemek istiyorum yoğunluğu anlaşılsın; pek tavsiye edebileceğim bir yer değil. En azından duman problemine bir çözüm bulunana kadar, bir de Alex şarkıların sözlerini öğrenene kadar:)

Cumartesi sabahı hazırlanan muhteşem kahvaltı sonrası (muhteşem demek zorundayım Muge ve Aslı henüz siz de onu görmedim:) ) Olimpos'a doğru yolculuk başladı.
1 saat sonra sherif pansiyondayız... Eşyaları yerleştikten sonra akşamın son güneşini kaçırmamak için yürüdük sahile ve ayaklar olimposun muhteşem suyunun içinde... (bkz facebook)

Günün son güzel saatlerinden sonra akşam için odaya gidilir veeee muhabbet arasında uykuya dalınır. Soğuktan klimayı 30 dereceye ayarlayan ayaklar üşüyerek uyandıklarında fark ederler ki odadaki iki cam da açıktır:)

Biraz acıktık mı ne derken balıklarımızı yerken bulduk kendimizi harika salatamız eşliğinde... Ardından ateşin başında elimizde çekirdeklerimiz, tatlı bir muhabbet ve kahkalar... Kalbimiz Ege de değilde Olimposta mı kaldı acaba?!
Saat 1 de acıkan ayaklar gitar sesi eşliğinde ateşin başında sucuklarını yerler, yarım saat önce avukatlarla takılan ayaklar şimdi bohemlerle birliktedir...
Ama ne olursa olsun yıldızların bu kadar güzel göründüğü, ateşin bu kadar keyifli bir sohbete eşlik ettiği, sessizliğin bu kadar huzur verdiği bir geceyi bir arada geçirmenin değeri : paha biçilemez...

Olimposa gittiniz mi eğer tarih meraklısıysanız antik kenti gezmeden sakın ola ki dönmeyin diyorum ve birde fotoğraf makinanız olmadan asla gitmeyin. Eğer varsa uyku tulumunuz ve içeceklerinizle güneşin batışından sonra sahilde ateş yakmak ta harika olabilir diyerek geçiyorum ertesi güne...
Sabah 9da tekne turu için buluşalım diye anlaşan ayaklar 10da "aaaa alarmı duymamışız" diyerek uyanır. Horozlar köpekler ve kediler eşliğinde kahvaltı sonrası bu sefer Adrasan yolu tutulur. Sıcacık suya teslim ayaklar çıktıklarında biraz üşüdüklerini fark etseler de yılın son deniz sefası diyerek bir sonraki tatilin planını yapmaya başlarlar.


Adrasan oldukça keyifli Olimpos kadar farklı bir atmosferi olmasa da denize sıfır diyebileceğimiz pansiyonların olduğu küçük bir sahil... İncik boncuklar alıp misss gibi ev mantısını bir de patatesli gözlemenizi afiyetle yiyebileceğiniz bir yer...

Sonrasında mı, sonrasında;
Her güzel şeyin bir sonu var diyerek dönüyoruz Antalya'ya. Altın portakal nedeni ile yollar biraz kalabalık ama olsun dalıyoruz şehrin içine. Keyifli akşamın son saati DVD alıyoruz. Bu hafta tavsiye edebileceğim film "The Blind Side" bir de "Knowing" var her ne kadar sonunun daha iyi olabileceğini düşünsem de...



Pazar akşamı da filmlerimizi izledikten sonra pazartesi sendromuna evde ayaklarımızı sehpaya uzatmış tv mizi izleyerek başlıyoruz.
Duygu'yu şube açılışı için Demre'ye yolcu edip Volkan'ı da işi ile başbaşa bıraktıktan sonra Aslı'nın Volkan'ınkinin yanında idare eder dediğimiz omletini yiyorum:) Sonrasında hazırlanma vakti. Yaaa yarın da iş mi var diyen ayaklar tutuyor havaalanının yolunu... Aşk bilekliğinin gücünü bir kez daha kanıtlayan Duygu ile buluşuyoruz ve güneşli Antalya'dan sonra parçalı bulutlu İstanbul...

Not: yazının başında fark edenler olduysa Antalya'ya geldiğimiz ilk gece Burger King'e son kez giriyoruz demiştik. İstanbul'a dönerken havaalanından ne yedik tahmin edin bakalım:)))








Hiç yorum yok: